Merhaba sevgili dostlarım...
Yoldaşlarım...
Akrabalarım...
Can dostlarım...
Ve bu yaşam sahnesinde yolu benim yolumla kesişmiş; beni seven ya da sevmeyen, bana yaklaşan ya da benden uzaklaşan, hayatıma bir anlığına uğrayıp iz bırakan bütün güzel ruhlar...
Sizlere bin selam olsun.
Bu satırları ne bir kırgınlığın gölgesinden yazıyorum ne de bir vedanın hüznüyle...
Aksine, uzun yıllar süren bir iç yolculuğun ardından kalbimde filizlenen derin bir huzurun içinden sesleniyorum.
Çünkü artık biliyorum...
İnsan bazen yıllarca başkalarını anlamaya çalışırken kendisini unutur.
Bazen sevilmek uğruna özünden uzaklaşır.
Bazen ait olmak isterken kendi ruhunu terk eder.
Bazen de başkalarının yüklerini taşımayı merhamet sanır.
Ben de öyle yaptım.
Hayat bana birçok yüz gösterdi.
Sevginin yüzünü...
İhanetin yüzünü...
Sadakatin sessizliğini...
Ayrılıkların yakıcı ateşini...
Dostluğun güven veren sıcaklığını...
Yalnızlığın derin öğretmenliğini...
Ve insanın, en çok da kendi içindeki karanlıkla karşılaşmasının kaçınılmaz olduğunu...
Bugün geriye dönüp baktığımda görüyorum ki; hiçbir karşılaşma tesadüf değildi.
Hiçbir ayrılık sebepsiz yaşanmadı.
Hiçbir kavuşma rastlantı değildi.
Her insan, ruhumun tekâmül yolculuğunda bana gönderilmiş bir mektuptu.
Kimisi tek cümlelikti...
Kimisi ise yıllarca okunacak kadar uzun...
Kiminiz çocukluğumun masumiyetinde elimi tuttunuz.
Kiminiz gençliğimin fırtınalarında omuz oldunuz.
Kiminiz en karanlık gecelerimde bana ışık tuttunuz.
Kiminiz ise ışığın değerini anlayabilmem için karanlığın ne olduğunu öğrettiniz.
Bugün hiçbirinizi birbirinden ayırmıyorum.
Çünkü artık biliyorum ki...
Ruh, yalnızca sevgiyle büyümez.
Bazen acı da sevginin en sessiz öğretmenidir.
Bazen ihanet, sadakatin kıymetini öğretir.
Bazen kaybetmek, sahip olmanın ne demek olduğunu gösterir.
Bazen yalnızlık, insanı kendi özüne götüren en güvenilir rehber olur.
Sizler hayatıma yalnızca insanlar olarak girmediniz.
Biriniz sabrı öğretti.
Biriniz öfkeyi...
Biriniz affetmeyi...
Biriniz sınır koymayı...
Biriniz güvenmeyi...
Biriniz güvenmemeyi...
Biriniz teslimiyeti...
Biriniz mücadeleyi...
Biriniz susmanın bilgeliğini...
Biriniz konuşmanın cesaretini...
Ve her biriniz, bende eksik olan bir parçayı görünür hâle getirdiniz.
O günlerde bunu anlayamadım.
Çünkü insan, yaşarken çoğu zaman yalnızca olayları görür.
Olayların ardındaki hikmeti ise ancak zaman sessizce olgunlaştırdığında fark eder.
Ben de öyle yaptım.
Kırıldığım insanları suçladım.
Canımı yakanlara öfkelendim.
Beni anlamayanlara küstüm.
Beni terk edenlere içerledim.
Beni sevenlere bazen hak ettikleri sevgiyi gösteremedim.
Sevdiğim hâlde ifade edemediklerim oldu.
Affedebilecekken beklediklerim...
Sarılabilecekken uzaklaştıklarım...
Konuşabilecekken sustuklarım...
Bugün bunların hiçbirini inkâr etmiyorum.
Çünkü insan olmanın en güzel tarafı kusursuz olmak değil; kusurlarını görebilecek cesarete ulaşabilmektir.
Artık biliyorum...
En büyük uyanış, başkasının hatasını görmek değil; kendi gölgesiyle tanışabilmektir.
Carl Gustav Jung'un söylediği gibi, insanın en zor yolculuğu kendi karanlığına bakabilmesidir.
Ben de yıllarca dışarıdaki düşmanlarla savaştığımı zannederken, aslında kendi korkularımla, beklentilerimle, egomla ve incinmiş çocuk yanımla mücadele ediyormuşum.
Bunu kabul etmek kolay olmadı.
Fakat özgürlüğün kapısı da tam burada açıldı.
Bir gün fark ettim ki...
Hayatıma giren herkes bana bir ayna tutuyordu.
Sevdiğim insanlar bana içimdeki sevgiyi gösteriyordu.
Kızdığım insanlar bastırdığım öfkemi...
Kıskandığım insanlar gerçekleştiremediğim hayallerimi...
Hayran olduklarım özlem duyduğum hâllerimi...
Beni incitenler ise henüz şifalanmamış yaralarımı...
Evren kimseyi ceza vermek için göndermiyordu.
Evren yalnızca bana kendimi gösterebilmek için farklı yüzler kullanıyordu.
İşte o gün...
İnsanlara bakmayı bıraktım.
Aynalara bakmaya başladım.
Ve aynada gördüğüm kişi beni hem ürküttü hem de özgürleştirdi.
Çünkü ilk kez anladım...
Dışarıda değiştirmeye çalıştığım her şey, içeride dönüştürmeyi bekleyen bir parçamdı.
İşte o günden sonra yaşam benim için bir mücadele olmaktan çıktı.
Bir farkındalık yolculuğuna dönüştü.
Artık kimseyi suçlamaya ihtiyaç duymuyorum.
Çünkü herkes yalnızca kendi bilinci kadar davranabilir.
Kimse sahip olmadığı sevgiyi veremez.
Kimse öğrenmediği merhameti gösteremez.
Kimse yaşamadığı huzuru başkasına hissettiremez.
Bunu anladığım gün, içimde yıllardır taşıdığım birçok yük sessizce erimeye başladı.
Artık geçmişe baktığımda pişmanlık değil, şükran görüyorum.
Çünkü bugün beni ben yapan ne yalnızca mutluluklarımdır ne de acılarım.
Beni ben yapan; bütün yaşanmışlıkların ruhumda bıraktığı izlerdir.
Ve şimdi...
Bu satırları okuyan herkese, hangi rolde olursa olsun, aynı yerden sesleniyorum.
İyi ki hayatıma dokundunuz.
İyi ki bana bir şey öğrettiniz.
İyi ki bazen canımı yaktınız.
İyi ki bazen yaralarımı sardınız.
İyi ki geldiniz...
Ve zamanı geldiğinde iyi ki gittiniz.
Çünkü siz gitmeseydiniz, ben belki de kendime hiç gelemeyecektim.
Bugün geriye dönüp baktığımda yalnızca tek bir duygu hissediyorum.
Şükran...
Derin, sessiz ve tarifsiz bir şükran...
Sizlere değil yalnızca...
Sizlerin aracılığıyla bana kendimi tanıtan Hayat'a...
Varlığa...
Yaradan'ın sonsuz hikmetine...
Ve ruhumu olgunlaştıran bütün deneyimlere...
Bin selam olsun...
Ruhun Özgürlük Bildirgesi
"Özgürlük, hiçbir bağın olmaması değildir. Özgürlük; sevginin, korkunun değil, bilinçli seçimin ürünü olmasıdır."
Ve şimdi…
Uzun yıllar boyunca taşıdığım yükleri sevgiyle yere bırakmanın zamanı geldi.
Bu bir kaçış değildir.
Bu bir inkâr değildir.
Bu, geçmişe sırt çevirmek hiç değildir.
Bu; geçmişin bana öğrettiklerine saygı duyarak, artık onun yükünü taşımamayı seçmektir.
Çünkü anladım ki...
İnsan yalnızca omuzlarındaki yüklerle değil, görünmeyen bağlarla da yorulur.
Bitmiş ilişkiler…
Tamamlanmamış cümleler…
Söylenemeyen sözler…
Affedilemeyen anılar…
Beklentiler…
Suçluluklar…
Pişmanlıklar…
Kırgınlıklar…
Ve yıllar boyunca fark edilmeden ruhun etrafına örülen görünmez düğümler...
Bütün bunlar, insan fark etmese bile yaşam enerjisinden sessizce eksiltir.
Bugün, derin bir farkındalıkla bu düğümlerin çözüldüğünü hissediyorum.
Bugüne kadar yolu benim yolumla kesişmiş; tanıdığım ya da tanımadığım, sevdiğim ya da sevemediğim, bana iyilik eden ya da canımı yakan bütün ruhlara sesleniyorum.
Sizlerle aramızda kurulmuş olan her bağın, kendi zamanında bir anlamı ve bir görevi vardı.
Bazıları bana sevgiyi öğretti.
Bazıları sınır koymayı…
Bazıları güvenmeyi…
Bazıları güvenimi yeniden inşa etmeyi…
Ve bazıları ise, en çok da kendimi unutmamam gerektiğini öğretti.
Şimdi hissediyorum ki bu bağların büyük bir kısmı görevini tamamladı.
Bu yüzden bugün, kalbimin en saf niyetiyle eski bağların üzerindeki bütün yükleri sevgiyle serbest bırakıyorum.
Eğer bende sizlere ait duygular, yükler, beklentiler veya tamamlanmamış hikâyeler kaldıysa; onları sevgiyle sizlere emanet ediyorum.
Ve sizlerde bana ait kalmış ne varsa, sevgiyle özüme dönmesine izin veriyorum.
Ne eksiliyorum…
Ne de sizden bir şey eksiltiyorum.
Sadece herkesin kendisine ait olanı, sevgiyle kendi yoluna uğurluyorum.
Çünkü sevgi, sahip olmak değildir.
Sevgi, özgür bırakabilmektir.
Bugünden itibaren hiç kimseyi geçmişte bıraktığı izlerle yargılamıyorum.
Hiç kimseyi bana yaşattıklarıyla tanımlamıyorum.
Çünkü insan değişebilir.
Ben değiştim.
Öyleyse herkes değişebilir.
Ve ben de her gün yeniden doğabilirim.
Artık hiç kimse bana ne eskisi kadar yakındır…
Ne de eskisi kadar uzaktır.
Bugünden itibaren bütün insanlar benim için aynı başlangıç çizgisindedir.
Kimse geçmişte bana yaptıklarıyla sonsuza kadar mahkûm değildir.
Kimse de geçmişte bana verdikleri sebebiyle sonsuza kadar ayrıcalıklı değildir.
Yeni bağlar kurulacaksa…
Onlar geçmişin borçlarıyla değil;
Bugünün bilinciyle kurulacaktır.
Yeni dostluklar oluşacaksa…
Onlar bağımlılıkla değil;
Karşılıklı özgürlükle büyüyecektir.
Yeni sevgiler filizlenecekse…
Onlar korkudan değil;
Güvenden beslenecektir.
Çünkü artık biliyorum;
Gerçek bağ, iki insanın birbirine tutunması değildir.
Gerçek bağ;
İki özgür ruhun, birbirini zincire dönüştürmeden aynı yöne yürüyebilmesidir.
Hayat bana bir şey daha öğretti.
İnsan bazen başkalarının hakkına girmekten önce kendi hakkına girer.
Kendisini yıllarca affetmez.
Kendisini küçümser.
Kendisini ihmal eder.
Kendi sınırlarını koruyamaz.
Hak etmeyen insanlara kendi değerini dağıtır.
Sevilmek uğruna kendinden vazgeçer.
Fedakârlığı sevgi zanneder.
Sessiz kalmayı olgunluk sanır.
Oysa bazen susmak, insanın kendi ruhuna yaptığı en büyük haksızlıktır.
Ben artık kendi kul hakkıma girmemeyi seçiyorum.
Kendimi ihmal etmeyeceğim.
Kendimi değersizleştirmeyeceğim.
Kendi vicdanımı susturmayacağım.
Ruhumu tüketen hiçbir ilişkiyi, hiçbir düşünceyi ve hiçbir korkuyu sevgi zannetmeyeceğim.
Çünkü Yaradan bana da en az diğer insanlar kadar değer verdi.
Benim ruhum da korunmaya layık.
Benim kalbim de incitilmemeye değer.
Benim hayatım da bana emanettir.
Ve emanete sahip çıkmak, yalnızca başkalarına karşı değil; önce kendime karşı sorumluluğumdur.
Bugün kendime yeni bir söz veriyorum.
Artık hayatımda yer alacak her insanı, geçmişte yaşadıklarımla değil; bugünkü bilinciyle karşılayacağım.
Kimseye eski yaralarımın gölgesinden bakmayacağım.
Kimseye eski korkularımla yaklaşmayacağım.
Kimseyi geçmişin suçlarıyla yargılamayacağım.
Ama aynı zamanda…
Kendi sınırlarımı da sevgiyle koruyacağım.
Çünkü sevgi ile sınır birbirinin zıddı değildir.
Gerçek sevgi, sağlıklı sınırlar üzerinde filizlenir.
Bugünden sonra hayatımda kalacak insanlar;
Beni tamamlayan insanlar olmayacak.
Çünkü artık eksik değilim.
Onlar, benimle birlikte yürümeyi seçen yol arkadaşları olacak.
Ve ben de onların yoluna, yalnızca sevgimi değil;
Saygımı…
Dürüstlüğümü…
Vicdanımı…
Ve özgürlüğümü götüreceğim.
Çünkü biliyorum…
Ruh özgür olmadıkça sevgi de özgür değildir.
Ve özgür olmayan sevgi, zamanla sevgi olmaktan çıkar; alışkanlığa, korkuya ya da bağımlılığa dönüşür.
Ben artık sevgiyi özgür bırakıyorum.
İnsanları özgür bırakıyorum.
Geçmişi özgür bırakıyorum.
Kendimi özgür bırakıyorum.
Ve bu özgürlüğün içinde…
İlk kez gerçekten kendime kavuşuyorum.
Bugün, eski benliğime teşekkür ederek ondan sevgiyle ayrılıyorum.
Çünkü artık biliyorum;
Geçmiş beni buraya getirdi.
Ama bundan sonrasını, bilinçli seçimlerim belirleyecek.
Ve ben…
Bugünden itibaren korkularımla değil;
Sevgiyle yürümeyi seçiyorum.
Suçlulukla değil;
Sorumlulukla yaşamayı seçiyorum.
Bağımlılıkla değil;
Özgür bağlar kurmayı seçiyorum.
Ve en önemlisi…
Her gün yeniden doğabilecek cesareti seçiyorum.
Çünkü insanın gerçek özgürlüğü, geçmişini inkâr etmekte değil; onu sevgiyle uğurlayıp, geleceğe tertemiz bir kalple yürüyebilmesindedir.
Yeni Bir Yolun Ahdi
"İnsan, gerçek yolculuğuna geçmişi geride bıraktığında değil; geçmişini sevgiyle onurlandırıp onu omuzlarından indirdiğinde başlar."
Bugün...
Kendime yeni bir hayat değil, yeni bir bilinç seçiyorum.
Çünkü anladım ki değişmesi gereken dünya değildi.
Değişmesi gereken, dünyaya bakan bendim.
Bugüne kadar yaşadığım her olay, karşılaştığım her insan ve aldığım her nefes beni bugünkü farkındalığıma taşıdı.
Bu yüzden artık hiçbir yaşanmışlığı reddetmiyorum.
Ne acılarımı...
Ne hatalarımı...
Ne kayıplarımı...
Ne de sevinçlerimi...
Hepsini aynı sevgiyle kucaklıyorum.
Çünkü biliyorum;
İnsan yalnızca güzellikleriyle değil, iyileştirdiği yaraları kadar olgunlaşır.
Bugün kendime yeni bir söz veriyorum.
Artık hiç kimseyi değiştirmeye çalışmayacağım.
Hiç kimsenin beni kendi beklentilerine göre değiştirmesine de izin vermeyeceğim.
Çünkü her ruh, kendi hakikatine doğru yürümektedir.
Kimsenin yolu benim yolum değildir.
Benim yolum da kimsenin yolu olmak zorunda değildir.
Artık insanları oldukları gibi görmeyi seçiyorum.
Oldukları gibi kabul etmeyi...
Ve oldukları gibi özgür bırakmayı...
Çünkü sevgi, değiştirmek istemediğin yerde başlar.
Bugünden sonra hayatımda kurulacak bütün bağlar, seçimle kurulacaktır.
Mecburiyetle değil...
Alışkanlıkla değil...
Korkuyla değil...
Yalnız kalma endişesiyle hiç değil...
Ben artık kan bağının kıymetini bilirken, can bağının da kutsallığına inanıyorum.
Kan bağı bana bu dünyada bir aile verdi.
Can bağı ise ruhuma eşlik edecek yol arkadaşlarını seçme özgürlüğü verdi.
Bundan sonra hayatımda yer alacak insanlar;
Birbirimizin eksiklerini tamamlamak için değil...
Birbirimizin ışığını çoğaltmak için yanımda olacaklar.
Ben kimsenin kurtarıcısı olmayacağım.
Kimsenin de beni kurtarmasını beklemeyeceğim.
Çünkü kurtuluş, dışarıdan gelen bir el değil;
İçeride uyanan bir bilinçtir.
Ben artık hiçbir insanın omuzlarına hayatımın anlamını yüklemeyeceğim.
Kendi anlamımı kendim yaşayacağım.
Ve yoluma eşlik eden herkesle bu anlamı paylaşacağım.
Artık hiç kimse bana ne yakın ne de uzaktır.
Hiç kimse benden daha değerli değildir.
Hiç kimse de daha değersiz değildir.
İnsan olmanın ortak hakikati içinde hepimiz aynı noktadayız.
Kim olduğumuzu belirleyen şey;
Unvanlarımız değil...
Makamlarımız değil...
Sahip olduklarımız değil...
Her gün hangi niyetle uyandığımızdır.
Bir insanın hayatımdaki yeri;
Geçmişte bana söyledikleriyle değil,
Bugün yaşattığı güvenle belirlenecektir.
Bir insanın değeri;
Sözlerinden çok davranışlarında,
Davranışlarından çok vicdanında,
Vicdanından da önce niyetinde saklıdır.
Ben de kendimi her gün aynı terazide tartacağım.
Kendime şu soruları sormadan hiçbir günü tamamlamayacağım:
Bugün bir kalbi incittim mi?
Bugün bir insanı küçümsedim mi?
Bugün kendimi ihmal ettim mi?
Bugün kendi vicdanımı susturdum mu?
Bugün kendi kul hakkıma girdim mi?
Eğer cevabım "evet" olursa...
O günü eksik yaşamış sayacağım.
Çünkü artık biliyorum;
İnsanın en büyük mahkemesi geceleri başını yastığa koyduğunda kendi vicdanıyla yaptığı sessiz konuşmadır.
Ben bu konuşmalarda huzur bulmayı seçiyorum.
Hayat bana bir şey daha öğretti.
Zaman...
Aslında sahip olduğumuz tek servettir.
Ve biz çoğu zaman onu;
Kırgınlıklara...
İnatlara...
Haklı çıkma savaşlarına...
Geçmişi tekrar tekrar yaşamaya...
Ve hiç gerçekleşmeyebilecek gelecek korkularına harcıyoruz.
Oysa yaşam...
Tam şu andadır.
Şu nefestedir.
Şu bakıştadır.
Şu teşekkürdedir.
Şu affediştedir.
Şu sessizliktedir.
Bugün, zamanımı yalnızca gerçekten yaşamaya değer olan şeylere vermeyi seçiyorum.
Sevgiye...
Bilgeliğe...
Üretmeye...
Paylaşmaya...
İyileşmeye...
Ve iyileştirmeye...
Bundan sonra hayatıma giren herkes;
Beni olduğu gibi kabul ettiği kadar bana yaklaşacaktır.
Ben de onları oldukları gibi kabul ettiğim kadar yanlarında olacağım.
Ne kimseyi kendime benzetmeye çalışacağım...
Ne de kendimi başkalarına benzetmeye...
Çünkü evren hiçbirimizi birbirinin kopyası olsun diye yaratmadı.
Her birimizi, kendine özgü bir nota olarak bu büyük senfoninin içine bıraktı.
Ve yaşam...
Ancak bütün notalar kendi sesini cesaretle çıkardığında güzel bir melodiye dönüşüyor.
İşte bu yüzden...
Artık kendim olmaktan korkmuyorum.
Hayır demem gerektiğinde hayır diyeceğim.
Evet demem gerektiğinde bütün kalbimle evet diyeceğim.
Seviyorsam söyleyeceğim.
Özlediysem ifade edeceğim.
Teşekkür etmem gerekiyorsa beklemeyeceğim.
Özür dilemem gerekiyorsa gururumu değil, vicdanımı dinleyeceğim.
Çünkü yarına ulaşacağımızın hiçbir garantisi yok.
Bir gün hepimiz bu yolculuğun son durağına varacağız.
Ve geriye ne kadar yaşadığımız değil...
Nasıl yaşadığımız kalacak.
Ben o gün geldiğinde;
Kalbimde pişmanlıklardan çok şükürler taşımak istiyorum.
Arkamda kırılmış insanlar değil,
Dokunabildiğim hayatlar bırakmak istiyorum.
Ardımda korkular değil,
Cesaret bırakmak istiyorum.
Ve en önemlisi...
Arkamda beni tanıyan herkesin şu cümleyi söylemesini diliyorum:
"Bu dünyadan bir insan geçti... Ve geçtiği yerlere sevgiden başka hiçbir iz bırakmamaya çalıştı."
İşte benim yeni yolum budur.
Ne kusursuz olmaya çalışacağım...
Ne de mükemmel görünmeye...
Ben sadece her gün, dünkü hâlimden biraz daha vicdanlı,
Biraz daha merhametli,
Biraz daha bilinçli,
Biraz daha özgür,
Biraz daha sevgi dolu bir insan olmaya niyet ediyorum.
Çünkü biliyorum...
İnsanlığın dönüşümü, dünyayı değiştirmekle başlamaz.
Kendi kalbini dönüştürmeye cesaret eden tek bir insanla başlar.
Ve bugün...
O insan olmaya gönüllü oluyorum.
Sessizce...
Gösterişsizce...
Ama bütün ruhumla...
Ve attığım her adımı, yalnızca kendim için değil; bütünün en yüksek hayrına bir dua niyetiyle atıyorum.
Belki yol uzun...
Belki ömür kısa...
Ama artık biliyorum ki önemli olan, yolun uzunluğu değil; hangi bilinçle yüründüğüdür.
Ben yolumu seçtim.
Yolum sevgi olsun.
Yol arkadaşım vicdan olsun.
Pusulam hakikat olsun.
Ve her nefesim, bana emanet edilen bu yaşamın şükrü olsun.
Bin Selam Olsun
"İnsan, yaşamını uzatarak değil; yaşamına anlam katarak ölümsüzleşir."
Şimdi...
Bu satırları tamamlarken içimde derin bir sessizlik var.
Bu sessizlik, tükenmişliğin değil;
Tamamlanmışlığın sessizliği...
Artık geçmişle savaşmıyorum.
Gelecekle de pazarlık etmiyorum.
Hayatı olduğu gibi karşılıyor, olduğu gibi uğurluyorum.
Çünkü anladım ki...
İnsan, hayatı kontrol etmeye çalıştığı ölçüde yoruluyor.
Hayata güvenmeyi öğrendiği ölçüde ise özgürleşiyor.
Ben artık hayatı kontrol etmek istemiyorum.
Hayatla uyum içinde akmayı seçiyorum.
Rüzgâr estiğinde direnmeyen ağaç gibi...
Denize ulaşmak için acele etmeyen nehir gibi...
Gökyüzüne bakarken kendini gökyüzünden büyük sanmayan insan gibi...
Yerimi biliyorum.
Sınırlarımı biliyorum.
Acizliğimi biliyorum.
Ama aynı zamanda içime emanet edilmiş ilahi kıvılcımın da farkındayım.
İnsan, ne yalnızca bedendir...
Ne yalnızca zihindir...
Ne yalnızca ruhtur...
İnsan; hepsinin ahenk içinde buluştuğu bir emanettir.
Ve ben bu emaneti, bana verildiği günden bugüne kadar elimden geldiğince taşımaya çalıştım.
Eksiklerim oldu.
Yanlışlarım oldu.
Geciktiğim özürlerim...
Söyleyemediğim sevgilerim...
Tutamadığım sözlerim...
Kırdığım kalpler...
İhmal ettiğim insanlar...
Ve en çok da...
İhmal ettiğim zamanlar oldu.
Bugün bunların hiçbirini inkâr etmiyorum.
Hiçbirini üzerini örterek hafifletmeye çalışmıyorum.
Çünkü biliyorum...
İnsan ancak hakikatin önünde eğildiğinde gerçekten doğrulabilir.
Bugün, geçmişime teşekkür ediyorum.
Çünkü beni ben yapan yalnızca doğru seçimlerim değildi.
Yanlışlarım da öğretmenimdi.
Acılarım da öğretmenimdi.
Kaybettiklerim de...
Vazgeçtiklerim de...
Yalnız kaldığım geceler de...
Hepsi ruhumu biraz daha olgunlaştırdı.
Ve şimdi...
Bu olgunluğun içinden yeni bir niyet doğuyor.
Hayatımın geri kalan kısmını korkularım yönetmeyecek.
Öfkelerim yönetmeyecek.
Geçmişin gölgeleri yönetmeyecek.
Başkalarının beklentileri yönetmeyecek.
Hayatımı bundan sonra vicdanım yönetsin istiyorum.
Merhametim yönetsin.
Hakikat sevgim yönetsin.
Ve her şeyden önce...
Sevgi yönetsin.
Çünkü sevgi, yalnızca bir duygu değildir.
Sevgi bir bilinçtir.
Bir seçimdir.
Bir yaşam biçimidir.
Ben artık sevgiyi yalnızca hissetmek değil;
Sevginin kendisi olmak istiyorum.
Bir gün bu dünya yolculuğum sona erecek.
Tıpkı benden önce yürüyenlerin yolculuğunun tamamlandığı gibi...
Tıpkı benden sonra yürüyeceklerin de tamamlayacağı gibi...
Bu gerçeği bilmek beni korkutmuyor.
Aksine...
Yaşadığım her günü daha kıymetli hâle getiriyor.
Çünkü ölüm, yaşamın düşmanı değildir.
Ölüm, yaşamın değerini hatırlatan sessiz öğretmenidir.
Bu yüzden artık yolun sonunu korkuyla beklemiyorum.
Merakla bekliyorum.
Hüzünle değil...
Şükürle bekliyorum.
Kaçarak değil...
Tamamlanarak ulaşmak istiyorum.
O gün geldiğinde...
Arkamda servet değil;
Güzel hatıralar bırakabilmiş olmayı diliyorum.
Unvanlar değil;
Güven bırakabilmiş olmayı...
Kalabalıklar değil;
Samimi birkaç yürek bırakabilmeyi...
Ve insanların hafızasında kusursuz biri olarak değil;
Samimiyetle yaşamaya çalışan biri olarak kalabilmeyi...
Çünkü kusursuzluk insana ait değildir.
Samimiyet ise en büyük olgunluktur.
Bugün...
Bir kez daha bütün insanlığa sesleniyorum.
Kimseye kırgın değilim.
Kimseye küskün değilim.
Kimseye öfkeli değilim.
Hiç kimseyi kendime borçlu bırakmıyorum.
Hiç kimseye borçlu hissetmiyorum.
Geçmişi sevgiyle ait olduğu zamana emanet ediyorum.
Geleceği ise umutla Yaradan'ın sonsuz hikmetine bırakıyorum.
Şimdi'de yaşamayı seçiyorum.
Çünkü sonsuzluk, yarında değil;
Tam da şu nefestedir.
Ve eğer bu satırları okuyan bir insanın kalbine küçücük de olsa bir ışık dokunursa...
Eğer bir kişi bile bugün birini affetmeye karar verirse...
Kendisini biraz daha sevmeyi öğrenirse...
Kendi kul hakkına girmemeye niyet ederse...
Bir ağacı daha sevgiyle sulamaya...
Bir çocuğun başını okşamaya...
Bir yaşlının elini tutmaya...
Bir hayvanın gözlerine şefkatle bakmaya...
Bir yabancıya tebessüm etmeye...
Ve en önemlisi...
Her sabah yeniden insan olmaya karar verirse...
İşte o zaman bu satırlar amacına ulaşmış olacaktır.
Çünkü inanıyorum ki;
İnsanlık büyük devrimlerle değil,
Sessiz vicdanların çoğalmasıyla dönüşecektir.
Ve şimdi...
Bu manifestonun sonuna gelirken...
İçimde tek bir duygu var.
Şükran...
Bana hayat veren anneme ve babama...
Bana emek veren öğretmenlerime...
Bana dost olanlara...
Beni sınayanlara...
Beni sevenlere...
Beni sevmeyenlere...
Beni büyüten acılarıma...
Beni olgunlaştıran yalnızlığıma...
Beni bana gösteren aynalarıma...
Ve bütün bunların ardındaki sonsuz hikmete...
Bin selam olsun.
Rabbime...
Bana verilen bu nefese...
Bu bedene...
Bu ruha...
Bu öğrenme imkânına...
Binlerce kez şükür olsun.
Ve son sözüm şudur:
Ben bu dünyaya mükemmel olmaya değil;
Daha bilinçli,
Daha vicdanlı,
Daha merhametli,
Daha adil,
Daha özgür,
Ve biraz daha fazla sevebilen bir insan olmaya geldim.
Eğer bunu başarabilirsem...
Hayatımı başarıyla tamamlamış sayacağım.
Yolum sevgi olsun.
Kalbim hakikate açık olsun.
Vicdanım pusulam olsun.
Ve son nefesime kadar...
Kendi kul hakkıma girmeden,
Hiç kimsenin kul hakkına girmeden,
Bana emanet edilen bu hayatı şerefle taşıyabileyim.
Bütün yolların sonunda yine sevgi olsun.
Bütün ayrılıkların sonunda yine anlayış olsun.
Bütün karşılaşmaların ardında yine hikmet olsun.
Ve yollarımız bir daha kesişsin ya da kesişmesin...
Bu büyük yaşam yolculuğunda bana eşlik eden bütün ruhlara...
BİN SELAM OLSUN.
Dr.Ades 05/08/2026